yalakalık genelde ahlaki bir kusur olarak algılanır. sanki kişinin karakterindeki bir zayıflıktan doğuyormuş gibi.
fakat meseleye biraz daha yakından bakıldığında (mesele düşüncenin nesnesi yapıldığında) bunun çoğu zaman bireysel bir karakter sorunu değil, sosyolojik ve psikolojik bir sonuç (çıktı) olduğu anlaşılır.
insanların büyük bölümü güç üretmez, ama güce yakın olmak ister. bunun nedeni basit; güç üretmek zor, riskli ve çoğu zaman yalnızlık gerektirir. oysa güce yakın durmak daha az maliyetlidir; risk almayı ve emek vermeyi gerektirmez.
birinin etrafında dönmek, ona onay vermek, onu büyütmek çoğu zaman kişinin kendi başına bir değer üretmesinden daha kolaydır.
insan, sosyal bir canlıdır ve yalnız kalmaktan korkar. tarih boyunca bir grubun dışında kalmak çoğu zaman ölüm anlamına gelmiştir. bu nedenle insanlar güçlü olanın çevresinde konumlanarak kendilerine güvenli bir alan kurmaya çalışırlar. yalakalık çoğu zaman hayatta kalma stratejisidir.
bir insan kendi düşüncesini, bilgisini, emeğini veya değerini ortaya koyamıyorsa boşluk oluşur. o boşluk çoğu zaman bağlılıkla doldurulur. üretken olmayan zihinler çoğu zaman sadakat üretir. bu yüzden anti üretken kültürlerde yalakalık hızla çoğalır. çünkü insanlar değer üretmek yerine ilişki üretir.
güç sahibi insanlar genellikle eleştiriye değil onaya yakın durur. bu nedenle çevrelerinde doğal olarak iki tip insan oluşur; eleştirenler ve onaylayanlar. eleştirenler rahatsızlık yaratır, onaylayanlar ise konfor sağlar. güç sahipleri çoğu zaman ikinci grubu benimser. böylece yalakalık sadece zayıfın stratejisi değil, gücün de talep ettiği bir atmosfer haline gelir.
bu yüzden yalakalık çoğu zaman iki taraflı bir ilişkidir. bir taraf güvenlik arar, diğer taraf onay.
tarihte sarayların, bürokrasilerin ve kapalı hiyerarşilerin yalakalık üretmesinin nedeni de budur. mutlak güç ortamında liyakat değil sadakat ödüllendirilir. sadakat ödüllendirildiğinde ise sistem düşünce değil bağlılık üretmeye başlar.
bu noktada ilginç bir çelişki ortaya çıkar. toplumlar yalakalıktan nefret ettiklerini söylerler ama aynı toplumlar güç merkezli yapılar kurarlar.
güç merkezli yapıların doğal çıktısı ise tam olarak yalakalığın kendisidir.
yani yalakalık çoğu zaman bireyin ahlaki çürümesinden değil, sistemin tasarımından doğar.
daha da ilginç olan şu; insanlar yalakalıktan şikayet eder ama çoğu zaman güç karşısında nasıl davranacaklarını bilmezler. çünkü güç ile ilişki kurmanın bir kaç yolu vardır; karşı çıkmak, mesafe koymak ya da uyum sağlamak.
çoğu insan ilk ikisinin maliyetini ödemek istemez.
sonuç olarak yalakalık, çoğu zaman korku ile fırsatçılığın kesiştiği yerde ortaya çıkar.
ama burada belki daha net bir şey söylemek gerekir. yalakalığın asıl nedeni sadece güç değildir. asıl nedeni özgürlük korkusudur.
kendi başına düşünmek ve kendi ayakları üzerinde durmak büyük bir psikolojik yük getirir. bu yükü taşımak istemeyen insanlar çoğu zaman güçlü birinin gölgesinde yaşamayı tercih eder.
o gölge, güven verir ama aynı zamanda kişiyi küçültür.
bu yüzden yalakalık sadece güçlülerin etrafında oluşan bir davranış değildir. aynı zamanda özgürlüğün bedelini ödemek istemeyen zihinlerin seçtiği bir yaşam biçimidir.
bazı düşünürler yalakalığın aslında iktidarın en sevdiği propaganda aracı olduğunu söyler. çünkü yalakalar güçlü olanı büyütürken, aynı anda onu eleştirecek insanları da görünmez hale getirir.
ve böylece bir süre sonra gerçek ile iktidarın hoşuna giden sözler birbirine karışmaya başlar.
o noktada ise sadece bireyler değil, bütün toplum düşünme yetisini kaybetmeye başlar...