26 Mayıs 2022 Perşembe

sorgulama üzerine

her insan düşünür ama sorgulayan insan ilkeli kurallı sistematik ve özgün düşünür. soru sormanın değerini bilir. soruları yanıtlardan değerli bulur sorgulayanlar. soruları gündeme dair değil kavramlara dairdir en temelde

sıradan bilinç, gözü ile gördüğünün ötesine bakamaz. bu sebepten genelde medya ve çoğunluk tarafından yönlendirilir

insanların yine insanlara verdikleri dr, hoca, akademisyen, prof, alim gibi sıfatlar belirleyicidir sorgulamadan yoksun zekalar için 


ortak tine yani içinde bulunduğu çağın dayattıklarına  eleştiri getiremez sorgulama yapamayanlar. yaşadığı çağda çoğunluğun tavrı belirleyici olur sorgulamadan yoksun zekalar için

sorgulama yapmayan/yapamayanlar için ünvanlar değerli ve belirleyicidir 

prof dr ünvanı içinde bulunduğumuz çağda rabb sıfatını üzerinde taşımaktadır. oysa cinci hoca da ünvandır prof dr da ve herşeyi sorgulayabiliyor iseniz ikisinin de yorum yaptığını bilirsiniz. mantık açısından sizden zeki olmalarının hem mümkün hem değil olduğunu, bu hususta belirleyici olanın siz olduğunu bilirsiniz sorgularsanız 

sorgulayan biri genellikle gözlerini kapatır (önüne doğru diye konulanlara) görmek için (gerçeği) . medya ve diğer tüm söz sahiplerinin, doğru bildiklerini yada bilinmesini istediklerini dayattığını bilir. bu sebepten, sorgulayan kimse için ilim kimsenin tekelinde değildir. bilim insanı unvanı dahi kimseyi sorgulayan kişi üzerinde hakikat hususunda otorite yapmaz

sorgulayan birine diz çöktüremez kimse. dik çökmüş ise dahi bu durum, bu hali gözleyenleri bertaraf etmek içindir muhtemelen. bedeninizi sahip olabilirler ama siz o yönde irade ederseniz düşüncelerinize temas dahi edemezler

insan, ilkelerinin, düşüncelerinin ve değerlerinin bütünüdür

25 Mayıs 2022 Çarşamba

herşey taklit ile başlar ve muhtemelen taklit ile devam eder ...

insan yaşamının yalan üzerine daha doğrusu taklit üzerine bina edili olduğunu görmek için dünyanın şeklini tartışmaya gerek görmüyorum (zaten o konuda herşey ortada 🤭)

meseleyi en basit hali ile ele alıp anlamaya çalışma taraftarıyım

hakikatin çok karmaşık ve gizemli hatta sıradan insanın (filozof, entelektüel, prof, akademisyen, bilim adamı yada din adamı olmayan) anlayamayacağı bir şey olduğunu iddia edenler aynı zamanda hakikatin çook uzak bir bilgi hatta asla kendisine temas edilemeyecek bir bilgi ama sadece kendilerinin hakikatin izinden gidenler olduklarını iddia etmekteler 

sahip oldukları pozisyonun tek sebebi bu ve buna dair dair bahsettikleri malumatlardır

sıradan insanlar da hakikatin kendisine temas edilemeyecek gizemli bir bilgi olduğuna ikna olmuş durumdadır 

oysa, ister prof ister filozof ister bir başka pozisyon sahibi olun kendisine temas edilemeyen, ne olduğu tarif edilemeyen, tanımı olmayan, kendisi gizemli hatta bilinmez olan bir şeye temas etseniz, temas ettiğiniz şeyin o şeyin kendisi olduğunu nerden bileceksiniz? 

hakkında konuştukları hakikatin bilinemez olduğunu, yanlızca onların yaptığı gibi izinden  gidilebilir bir şey olduğunu iddia edenler takipçilerini bir meçhule sürüklediklerini nasıl olursa görmezler? 

görmezler çünkü bu onların izinden gittiklerinden öğrendikleri aslında taklit ettikleri hatta ezberledikleri bir bilgidir 

oysa hakk.... buna geleceğiz! 

konu insan olduğunda biz yine insanı anlamak için çocuğa hatta bebeğe bakacağız 


insan nasıl bir donanım ve alışkanlıklara sahipti, sonrasında neler olunca nasıl donanım ve alışkanlıklar edindi? 

yediklerimizi (yemek tercihlerimizi) neden yiyoruz?

bizim kültürümüzde tercih edilenleri kaçınılmaz olarak çocukluktan beri yiyor, leziz olanın hatta yenilebilir olanların bunlar olduğunu söylüyoruz




bir çinli'nin her tür zerzavatı yiyor olmasına rağmen, bunlar yenmez hele çiğ çiğ bu böcek-hayvan-vs asla yenmez dediğini gördünüz mü?




izlemesi hoş olmayabilir ama vereceğim linkten yavru fareleri yiyen bir çinli'nin videosunu izleyebilirsiniz 

 https://twitter.com/ArifTurc/status/1220500049014272003?t=uZMDZ0OBTx4hyx8b807Lcw&s=19

yada

https://www.izlesene.com/video/afiyetle-fare-yiyen-cinli/10329369

içine doğduğu kültürün yemek alışkanlığını kaçınılmaz olarak edinen onlar için doğrusu bu olsa gerek. malum yerken yediklerini yadırganı görmeyiz asla 

en temelde kaçınılmaz bir dayatmanın sonunda açığa çıkan taklit hepsi


bir çocuk anne babasının yemek alışkanlıklarını benimsemekten kaçınamaz. çünkü çocuğun önüne anne babası yemeye layık, yenilesi olan, yenmesi gerektiğini düşündüğü şeyleri koyar 

hiç bir çocukta çıkıp, kültürel değerler bunlar acaba bunun hakikati nedir demez 

kimsenin hakkını yememek adına belirtmek isterim ki, büyük kıtlık öncesinde yemek konusunda kendine has seçiçi bir kültüre sahip olduklarını fakat kıtlığın çok yıkıcı olmasının onları buldukları herşeyi yemeye ittiğini ve sonrasında yemek alışkanlıklarının bu hale hale geldiğini okumuştum (nihayetinde hepsi rivayet tabi, doğrusunun hangisi olduğunu kesin bir bilgi ile bilmemiz mümkün değil) 

bizden önce kimse et yememiş olsa, içimizden kim et yerdi? (ezbere yanıt vermek yerine düşünmenizi öneririm)

velhasıl kelam, yemeyi tercih ettiğimiz şeyleri düşünerek yemeyiz. hangi toplumda doğarsa doğsun herkes en temelde dayatma sonrasında taklit yollu bir beslenme alışkanlığı edilir 

benzer şekilde gece uyumayı tercih ederiz

bir kesim (semavi bir dine itibar edenler) yaratıcının bizi böyle yarattığını diğer bir kesim (bilim adamı) insan biyolojisinin (ister biyolojik saat desin ister ışık ve göz uyumu) bu şekilde olduğunu söyler

oysa bir insan bebeği nötr doğar. bırakın uykuyu yeme alışkanlığı bile yoktur bebeklerin doğduklarında

yeni doğan bebeklerin uyku alışkanlıklarının olmaması özellikle anneleri çok yorar

düşünsenize, gündüz çalışmaya gece uyumaya alışmış bir anne, kaçınılmaz olarak alıştığı yaşam biçiminde gündüz onlarca işi olunca bebeğin gece uyumamasına kolay tahammül edemez

herkes gece uyumayı gündüz çalışmayı tercih ediyor. bu durumda bebeğe gündüz uyanık olmayı gece uyumayı öğretmelisiniz

öyle yada böyle her anne baba bebekleri gece uyumaya ALIŞTIRIR.

bu alışkanlık öyle içine siner öyle kaçınılmaz bir hal alır ki, büyüyen bebek bu şekilde yaratıldığını varsayar ve varsaymış buna inanmıştır

oysa dünya üzerinde altı ay gece altı ay gündüz olan yerler bilinir oralarda kimse uyumak için gece olmasını beklemez. gerçi beklese de olmaz altı ay

yorulur uyur, dinlenir kalkar. kalkınca ne yapması gerekiyor ise yapar. yorulur yine uyur. gece uyuyup gündüz çalışanların yaşadıkları hayatı benzer şekilde yapar oradakilerde

ama bizler, gece uyumaya alıştığımızı fark etmez gece uyumak için yaratıldığımızı varsayarız.

sorulduğunda gündüz güneş ışıklarının sebep olduğu aydınlığın göz özerindeki olumsuz etkisi sebebi ile biyolojik olarak gece uyumaya gündüz çalışmaya elverişli olduğumuzu gerekçe gösterir böyle yaratıldığımızı delillendirme çabasına gireriz

hatta bununla da kalmaz ayeti bile alet ederiz kendi inandığımız doğrulara 🤭

furkan 46 - Sizin için geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü çalışma zamanı kıldık. (Erhan Aktaş meali)

13 Mayıs 2022 Cuma

yaşama dair

birinci durumda gidilecek yeri gösteren (boss) zat, aynı zamanda yükün de kendisi. resmen kölelik sistemi değil mi? hem gidilecek yeri belirliyor ve hem kendini taşıtıyor zalim, diğerleri ne yaşamları ne varış noktası konusunda belirleyici değil. ne kötü bir durum! 

ikinci durumda ise lider (leader), yük olmaktan çıkıp yükün altına giriyor. öncülük yapıyor resmen, yükü diğerleri ile beraber sırtlıyor. ne büyük bir özveri!

ilk bakışta ikinci seçenekte izinden gidilesi gerçek bir lider görünüyor ve ilk seçeneğe nazaran daha cazip görünüyor böyle bir durum

olaya biraz daha geniş bir perspektiften bakalım mı


her iki durumda da sıradan üç kişinin içine düştüğü durumu, yolculuğunu, hedefini, varış noktasını ve dolayısı ile yaşamını (kendisi gibi fani ve yanılması muhtemel) bir başkası belirliyor

sizin yaşamınız söz konusu ama sizin gibi yanılabilir bir ölümlünün bilinci (kanaatleri yani kanıları) belirleyici. yani siz gibi yeniden düşünüp düşüncelerini değiştirmesi mümkün olan bir başkası tüm yaşamınızı belirliyor

doğru bir Allah bilgisi ile Allah'ın belirlediği hedefe (cennet) , O'nun belirlediği kurallar (varlığa ve akıllı iradeli varlıklara en başta konmuş ilkeler) ile hareket etmek sizi hem en ideal sona götürür hemde sizi bir başkasının güdümü altında yaşamaktan alıkoyar

gerçek özgürlüğün tek yolu Allah'ı dikkate alarak yaşamaktan geçer

ister bunun farkına varır Allah'ı dikkate alarak O'nun koyduğu ölçünün içinde hareket edersiniz yada kendinizi istediğiniz kadar avutun öyle yada böyle birileri sizi yönlendiriyor (güdüyor) olacak 




yalakalık üzerine...

yalakalık genelde ahlaki bir kusur olarak algılanır. sanki kişinin karakterindeki bir zayıflıktan doğuyormuş gibi.  fakat mesele...